DNA kaç şekerli ?

Doga

New member
DNA Kaç Şekerli? Küçük Bir Sorunun Ardındaki Büyük Biyoloji

DNA ile ilgili temel biyoloji sorularından birini ilk kez duyduğumda, “DNA kaç şekerli?” ifadesi kulağa biraz tuhaf gelmişti. Sonuçta DNA denince akla genler, kromozomlar, kalıtım ve çift sarmal geliyor; şeker denince ise mutfak ve beslenme. Fakat işin içine moleküler biyoloji girdiğinde bu iki kavram gerçekten kesişiyor. DNA'nın yapı taşlarından biri bir şeker ve bu şekerin beş karbonu bulunuyor.

Yani kısa cevap: DNA'da bulunan şeker deoksiribozdur ve beş karbonlu bir pentoz şekerdir. Buradaki “beş şekerli” ifadesi ise doğru değildir; doğrusu “beş karbonlu şeker” demektir. DNA'nın her nükleotidinde bir deoksiriboz şekeri, bir fosfat grubu ve dört azotlu bazdan biri bulunur: adenin, timin, guanin veya sitozin. NCBI+1

Buradan hareketle konu yalnızca ezberlenecek bir biyoloji bilgisi olmaktan çıkıyor. Çünkü DNA'nın yapısını anlamak, insanın farklı toplumlarda kendisini, ailesini ve kuşaklar arasındaki bağlantıyı nasıl düşündüğünü anlamaya kadar uzanan ilginç bir tartışmanın kapısını açıyor.

DNA'daki Şeker Tam Olarak Nedir?

DNA'nın açılımındaki “deoksiribo” ifadesi doğrudan bu şekere gönderme yapar. DNA nükleotidlerinin içinde bulunan şeker 2'-deoksiriboz olarak adlandırılır. “Pentoz” denmesinin nedeni beş karbon atomuna sahip olmasıdır. Bu karbonlar 1', 2', 3', 4' ve 5' şeklinde numaralandırılır. NCBI+1

Burada önemli bir ayrıntı var: Deoksiriboz ile RNA'daki riboz birbirinin tamamen aynısı değildir. RNA'da bulunan ribozun 2' karbonunda hidroksil grubu (-OH) bulunurken DNA'daki deoksiribozda bu konumda hidrojen bulunur. “Deoksi” ifadesi de esas olarak buradan gelir. NCBI+1

Dolayısıyla DNA'nın temel yapısını kabaca şöyle düşünebiliriz:

Şeker + fosfat + azotlu baz = nükleotid

Nükleotidler art arda bağlanarak DNA zincirlerini oluşturur. Şeker ve fosfat grupları zincirin omurgasını meydana getirirken bazlar DNA'da depolanan genetik bilginin dizisini oluşturur. NCBI

Bu nedenle “DNA kaç şekerli?” sorusunun en doğru cevabı aslında iki parçalıdır:

DNA'nın şekeri beş karbonludur ve bu şekerin adı deoksiribozdur.

Peki Neden Beş Karbon?

Buradaki “beş” sayısı, molekülün beş karbon atomuna sahip olduğunu anlatır. Bu, DNA'nın tamamının yalnızca beş karbonlu bir yapıdan oluştuğu anlamına gelmez. DNA son derece büyük bir moleküldür ve çok sayıda nükleotidin birbirine bağlanmasıyla oluşur.

Her nükleotidin içindeki deoksiriboz, kendisine bağlanan fosfat ve bazlarla birlikte DNA'nın kimyasal mimarisinin küçük bir parçasını oluşturur. DNA zincirindeki nükleotidler arasında fosfodiester bağları kurulur ve böylece şeker-fosfat omurgası ortaya çıkar. OpenStax+1

Bu ayrıntı ilk bakışta gereksiz bir kimya bilgisi gibi görünebilir. Ancak aslında DNA'nın neden dayanıklı ve kalıtsal bilgi taşımaya uygun olduğunu anlamak açısından önemlidir.

İnsan genomundan bir bakteri genomuna kadar canlıların genetik bilgisinin temelinde aynı nükleotid mantığının bulunması, biyolojideki evrenselliğin güzel örneklerinden biridir.

Dünyanın Farklı Kültürlerinde DNA'ya Bakış Değişiyor mu?

İşin ilginç tarafı burada başlıyor. DNA'nın kimyası kültüre göre değişmez. Türkiye'de yaşayan bir insanın hücresindeki deoksiriboz ile Japonya'daki, Nijerya'daki, Brezilya'daki veya İsveç'teki bir insanın hücresindeki deoksiriboz aynı temel kimyasal özelliklere sahiptir.

Ancak DNA'nın toplum tarafından nasıl anlamlandırıldığı kültürden kültüre değişebilir.

Bazı toplumlarda soy, aile ve akrabalık kavramları oldukça güçlü sosyal anlamlara sahiptir. Bu nedenle genetik testler veya DNA analizleri yalnızca “hangi genlere sahibim?” sorusuyla değil, “nereden geliyorum?”, “atalarım kimlerdi?” ve “hangi topluluklarla bağlantılıyım?” gibi sorularla da ilişkilendirilebilir.

Örneğin Avrupa ve Kuzey Amerika'da tüketiciye yönelik genetik testlerin yaygınlaşması, insanların aile geçmişlerini ve olası coğrafi kökenlerini araştırmasına yönelik ilgiyi artırdı. Türkiye gibi tarih boyunca farklı toplulukların karşılaştığı ve göçlerin yaşandığı coğrafyalarda ise DNA kavramı, soy araştırmalarıyla birlikte düşünülebiliyor.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Genetik köken ile kültürel kimlik aynı şey değildir.

Bir kişinin DNA'sında belirli bir bölgeyle ilişkilendirilen genetik varyantların bulunması, onun o kültürü yaşadığı, o dili konuştuğu veya o topluluğa kültürel olarak ait olduğu anlamına gelmez.

Bence DNA konusunda yapılan en yaygın hatalardan biri tam da burada ortaya çıkıyor. İnsanlar bazen genetik benzerliği kültürel kimliğin doğrudan kanıtı gibi değerlendirebiliyor. Oysa kimlik; tarih, dil, aile, eğitim, toplumsal çevre ve kişisel deneyimlerle birlikte şekillenen çok daha karmaşık bir olgudur.

Doğu ile Batı Arasında İlginç Bir Ortak Nokta

Farklı toplumların aile ve soy anlayışları birbirinden oldukça farklı olabilir. Çin'deki geleneksel aile yapıları, Japonya'daki aile kayıtları, Ortadoğu'daki geniş akrabalık ilişkileri veya Avrupa'daki bireysel soy araştırmaları birbirinden farklı tarihsel koşulların ürünüdür.

Ama DNA bize şaşırtıcı bir ortak zemin sunuyor.

İnsanların toplumsal örgütlenmeleri farklı olsa da hücrelerin genetik materyalinin temel kimyasal dili aynıdır. Adenin timinle, sitozin guaninle eşleşir; DNA'nın şeker-fosfat omurgası benzer kimyasal prensiplere dayanır. PubMed+1

Bu nedenle DNA, kültürel farklılıklarla biyolojik ortaklığın aynı anda görülebileceği ilginç alanlardan biridir.

Bir Türk ailesinin çocuk sahibi olmasıyla bir Koreli, Meksikalı veya Senegalli ailenin çocuk sahibi olması arasında kültürel açıdan sayısız fark olabilir. Çocuk yetiştirme biçimleri, aile rolleri, eğitim anlayışı ve toplumsal beklentiler değişebilir. Fakat hücrelerin DNA'yı kopyalama ve genetik bilgiyi aktarma mekanizmasının temel prensipleri değişmez.
 
Üst