2 yıllık Ormancılık açıktan okunur mu ?

Ceren

New member
Ormancılığın İzinde: Açık Öğretim ve Kayıp Bir Ağaç

Bir gün, İstanbul’un gürültüsünden kaçmak isteyen bir adam, köyüne döner. Adı Cem. Küçük yaşlardan beri doğayla iç içe büyümüş, dağlara tırmanmış, ormanlarda kaybolmuş ve toprakla bağ kurmuş biri. Ama hayat ona başka yollar açmıştı; üniversiteyi bitirip şehirde işe başlamıştı. Yine de kalbinin derinliklerinde ormanlar vardı, hep vardı. Ormanın dinginliği ve doğanın ona sunduğu huzur, her gün yüzleştiği beton dünyaya karşı ona bir kaçış noktasıydı. Ama bir gün, bir karar aldı: Ormancılık okumalıydı.

Fakat üniversiteyi açık öğretimden okumak? Cem’in zihninde bu, uzun süre bir soru işareti olarak kalmıştı. “Acaba 2 yıllık Ormancılık açık öğretimden okunabilir mi?” sorusu, onun yolculuğunu başlatan ilk adım oldu. İşte, bu yazı da Cem’in bu yolculuğa çıkma sürecini ve çevresindeki insanların ona nasıl bakış açısı sunduğunu anlatıyor.

Cem’in Düşünceleri: Ağaçlar ve Gelecek

Cem, ormanların derinliklerinden bir şekilde ayrılmıştı. Fakat her gün, şehre adım attığında, doğanın sesini arıyordu. Geceleri bile, iş yerinin bilgisayar ekranından bile ormanın kokusunu alabilmek için zihninde çam ağaçları arasından yürüyordu. Cem’in zihni, karanlıkta bile yeşil bir dünya yaratmıştı. Bir akşam, işten sonra yorgun bir şekilde eve gelirken, cep telefonunu eline aldı ve "Açık öğretimden Ormancılık okunur mu?" diye yazdı. Bir süre düşündü. Eğitim hayatını sürdürme düşüncesi, onun için her zaman bir yoldu. Ama ya bu yol, doğayla olan bağını gerçek anlamda pekiştirecekse?

"Tabii ki olur," dedi kendine. "Ama nasıl?"

Cem’in bu sorusuna, onun en yakın arkadaşı Halil cevap verdi. Halil, Cem’in daha çok stratejik bakış açılarıyla çözüm odaklı yaklaşımlarını bilen, ormanın derinliklerine inmeden bir problemi çözme yolunda hep çözüm arayan biriydi. Halil, Cem’in bu hayalini kısıtlamadı. “İyi de Cem, açık öğretimle 2 yıllık Ormancılık bölümüne başlamak, senin için uzun vadeli bir fırsat mı, yoksa zaman kaybı mı olur?” diyerek durumu somut bir bakış açısıyla analiz etti.

Cem, Halil’in yaklaşımından ilham alarak, açık öğretimden okumakla ilgili olasılıkları araştırmaya başladı. Bir yanda teorik bilgi, diğer yanda doğayla daha derin bir bağ kurma düşüncesiyle kararını verdi: "Açık öğretim de olsa, bu bölüm bana çok şey kazandırır," diyerek adımını attı.

Defne’nin Duygusal Bakış Açısı: Ormanların Korunması İçin Bir Yol

Ancak, Cem’in çevresindeki diğer insanlar, özellikle de yakın arkadaşı Defne, Cem’in bu kararı farklı bir açıdan değerlendirdi. Defne, Cem’in aksine, daha çok duygusal ve ilişkisel bir bakış açısına sahipti. Ormancılığa olan ilgisini, doğanın korunmasına olan empatik yaklaşımını her zaman anlatmıştı.

"Senin bu bölümde eğitimi aldığında, doğayla daha fazla bağ kuracak, belki bir gün ormanları kurtaracak projelere imza atacaksın,” dedi Defne, Cem’e destek verirken. “Ama açık öğretimle mi? Ağaçları gerçekten anlayabilir misin? Gerçek anlamda bir orman köyünde ormanla iç içe olmak ve bu bilgiyi bizzat yerinde öğrenmek çok farklı."

Defne, Cem’e doğa sevgisinin yanı sıra, çevreye duyarlı, ilişkisel yaklaşımını ön planda tutarak eğitimin yalnızca teorik değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk gerektiren bir süreç olduğunu hatırlatıyordu. Defne’nin yaklaşımı, ormanın sadece fiziksel bir varlık olmadığını, insanların hayatlarını etkileyen, duygusal bir yönü olduğunu vurgulayan bir bakış açısıydı.

Cem, Halil’in stratejik bakış açısıyla ilerlemek istese de, Defne’nin empatik yaklaşımını göz ardı edemedi. Eğitim, sadece teorik bilgi edinmekten ibaret değildi; doğanın içerisinde yer almak, bu bilgiyi bizzat deneyimlemek önemliydi. Cem, bu iki bakış açısını birleştirerek kararını verdi: “Açık öğretimden okumak, belki ormanın derinliklerine adım atmak gibi olmayabilir, ama yine de bana farklı bir perspektif kazandırır. Hem iş hem de gönül bağı kurarak hem yerel orman köylerinde insanlara yardımcı olabilirim.”

Ağaçların Gövdesinde: Eğitim ve Toplumsal Dönüşüm

Cem, bu kararın toplumsal etkilerini de göz önünde bulundurdu. 2 yıllık Ormancılık bölümü, özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerin, doğayla bağ kurmalarına imkân sunuyordu. Bu bölümü, birçok kişi için çok teknik veya yerel köylerle bağlantılı bir alan olarak algılayabiliriz. Ancak, Cem için bu, doğanın korunması adına daha geniş bir sorumluluk alanıydı. Ormancılık eğitimi, sadece kişisel bir öğrenme süreci değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüm için bir adım olacaktı. Cem, açık öğretimle bile olsa bu bölümün içerdiği bilgilerin, şehirdeki insanları doğayla daha çok bütünleştirme fırsatı sunduğunu fark etti.

Toplumun doğa ile olan ilişkisini anlayabilmek, günümüzde giderek daha önemli bir hale gelmişti. Cem, eğitimi ilerledikçe, insanların çevreye karşı duyarsızlıklarına karşı çözümler üretmeye karar verdi. Bu, belki de kısa vadede orman köylerinde yapılacak uygulamalarla ilgili olurdu, belki de büyük şehirlerde çevre bilinci geliştirecek projelere imza atardı.

Cem’in Yolculuğu: Gelecek Nereye Götürür?

Sonunda, Cem ve Defne, Halil’in stratejik çözüm önerileriyle birlikte, toplumsal sorumluluğunu göz önünde bulundurdu ve bu yolculuğu daha anlamlı hale getirdi. Ormancılık bölümü, sadece iş hayatı için değil, doğanın korunması ve toplumun bilinçlenmesi için de bir araç olacaktı. Cem’in kararını takip eden her adım, onu hem doğaya hem de insanlara daha yakın bir yere taşıyacak, yerel orman köylerinde hayatları değiştirecek projelere kapı aralayacaktı.

Sizce, açık öğretimle 2 yıllık Ormancılık okumak, doğayla gerçek bir bağ kurmak için yeterli mi? Eğitim, gerçekten bireyi çevreye duyarlı bir hale getirebilir mi?
 
Üst